Toplum 5.0 ve Japonya (Bölüm-2)
Seri olarak düşünülebilecek Toplum 5.0 yazılarımın 3.sünde biraz daha örneklendirme ile paylaşmak istedim.
Japonya seyahatimden 5 yıl önce, Toplum 5.0’ı anlatan ilk yazım için; https://serkutkizanlikli.com/toplum50/
Toplum 5.0 ve Japonya gözlemlerim için; https://serkutkizanlikli.com/japonyaveteknoloji
Önceki yazımda Japonya’nın benim hayal ettiğim sürekli yeni olan teknolojiyi kullanarak “teknolojik olma”nın ötesinde, var olan ve yetecek teknoloji ile uyumlanma konusunda çok iyi bir yerde olduğunu gözlemlediğimi belirtmiştim. 1997 yılında hedeflenen o stratejiden 30 yıl geçmiş ve teknolojiyi sınırsız tüketmeden nasıl hayata entegre edebiliriz sorusun tam da karşılığını bulduğu bir ülke Japonya.
“Teknoloji toplum için!”
Gelelim bir teknoloji toplum için nasıl uyarlanabileceğini anlatan, benim karşıma çıkan ve o an dikkatimi çeken örneklere… Mutlaka böyle bir yapı ve stratejinin içerisinde daha fazla örnekler de vardır.
İlk deneyimim aslında havalimanında başladı. Gümrüğe tabi olan bir eşyanızın olup olmadığını mutlaka beyan ederek giriyorsunuz. Genelde varsa beyan edilir, yoksa doğrudan devam edersiniz. Ancak kiosklar ile tamamen dijital bir ortamda mutlaka bu beyanı veriyorsunuz. Beyanlı eşyanız olsa da, olmasa da. Yoksa da “yok” diyerek beyanatta bulunuyorsunuz. Sonrasında pasaport kontrolünde (bu beyanı yapıp yapmadığınızı da görüyorlar) ve pasaportunuza kaşe basmak yerine pul yapıştırılıyor. Bu pul ileride çok işinize yarayacak bir uygulama. Bu pulun üzerinde bir QR kod var ve ülkedeki tüm tax-free (vergiden muaf) alışverişlerinizde bu QR kod okutularak bilgileriniz görülüyor ve doğrudan şehir merkezinde vergisiz ödeme yaparak kayıt altına girmiş oluyorsunuz. Bir başka deyişle havaalanında elinizdeki kağıtları nereye onaylatacağım, hangi kutuya atacağım diye dertleriniz olmuyor. Basit bir teknoloji planlaması. Tabii bunun için market / mağazalardaki kasaların internet ile entegre olması ve oradaki kasiyerlerin bu sistemleri kullanmayı biliyor olması önemli bir özellik.

**************************************
Ardından otelimize geçiyoruz. Aslında tam 20 yıl önce Çin seyahatimde de gördüğüm, otel odası, restoran, iş yerleri vb. her yerde görebileceğiniz elektronik klozetler yine karşımda… Müslüman ülkelerde bulunan taharet musluğu olarak bildiğimiz klozet içindeki suyun elektronik bir şekilde çalıştığı bir sistem. Klozete su dışında sadece elektrik bağlantısı var, gerisi klozet sisteminin kendisinde bulunan bir özellik. Gelişen zaman içerisinde -bana rastlayan- bu sefer ses düğmesi de eklenmiş ve özellikle toplumsal kullanım alanlarında müzik tuşuna bastığınızda klozetten bildiğiniz yüksek seste “su sesine benzer gürültü” çalıyor. Gülüyor veya saçmalık olarak bile nitelendiriyor olabilirsiniz, bu durumdan muzdarip binlerce insan var ve çok ince bir düşünce aslında. Farklı bir deneyim…

****************************************
Her yerin ışıklı reklam panoları ile dolu olduğu sokaklar… Teknolojik bir devrim değil sadece farklı bir görsel olması için paylaştım 😊

****************************

Ertesi gün metrodayım. 37 milyon kişinin barındığı Tokyo kentinde metro hattı ham bir harika. Bazı istasyonlardan 6 farklı hat geçiyor. Dolayısı ile yukarıda pek de trafik yok insanlar metro hatları arası seyahat ile ev-iş-sosyal yaşam ulaşımlarını sağlıyorlar. Pek tabii ki, herhangi bir nedenden dolayı hatlarda aksamalar meydana gelebiliyor. Buraya kadar yazdıklarımda enteresan bir durum yok, olağan durumlar. İşte bu noktada bir metro hattında aksaklık olduğunu diğer tüm metro hatlarındaki yolculara bildiren bir sistem karşımıza geliyor. Belki de ona göre yolunuzu değiştireceksiniz, ona göre işlerinizi ayarlayacaksınız. Zaten bir arıza olduğunda bunu metro yönetimi nasıl öğreniyorsa, bunu yolcularla da paylaşıyor. Basit ve işlevsel… Metro yerin ne kadar altından geçerse geçsin, internet ve telefon hatları çalışıyor.

*******************************
Özellikle kalabalık istasyonlarda (kalabalık olarak ne düşünüyorsanız onun 2-3 katını düşünmeniz gerekir) olası riskleri ve intiharları engellemek için metro kapısı ile birlikte açılan engeller… Ve o bekleme çizgilerinin dışında kimse durmuyor…

Doğal olarak acıkıyoruz ve yemek zamanı… Birçok restoranda önceden uygulama ile rezervasyon önceliği bulunması güzel bir detay. Dolayısı ile masa boşalmasını beklemiyorsunuz ve saatinde masanız sizi bekliyor oluyor. Diğer bir başka detay ise, otomatik servisli restoranlar. Önce otomatik bankomattan sıra alıyorsunuz. Sıranız geldiğinde cihaz sizi anons ediyor ve masa numaranızı öğreniyorsunuz. (Masanın boşaldığını, masadan kalkan kişi hesabını ödeyince bilgisayar anlıyor ve sıradaki kişiyi-sizi anons ediyor) Masanıza oturuyorsunuz. Masada bir tablet bilgisayar ve tüm menü orada… Menüden yemeklerinizi doğrudan tabletten sipariş veriyorsunuz ve beklemeye başlıyorsunuz. İşte bu noktada hemen masanın yanında bulunan ve bir ucu mutfakta olan yol-sistem dikkatinizi çekiyor. Mutfaktan verilen yemeğiniz o yoldan masanıza kadar geliyor. Garson mu? Sadece boşları toplamak ve içecek getirmek için çalışıyorlar. Tabii ki bir de aksi bir durum olursa devredeler.

Yoğun iş vb. telaşlar arasında kargonuz mu var? Size gelen kargolarınız siz talep edersiniz, kargo-kutusu olarak adlandırılan bu kutulara bırakılıyor. Şifre size otomatik geliyor ve müsait olduğunuzda oradan paketinizi alma şansınız var.
Alışveriş merkezlerinde pazarlama stratejisi olarak aniden kendinizi dev ekranlarda görmeniz mümkün.

Bizdeki adıyla atari salonları… Her yerde. Genç-yaşlı herkesin gittiği ve eğlendiği bir ortam. Bizde artık suratına bile bakmadığımız oyunlar halen revaçta ve çok fazla kullanılıyor. Teknolojiyi tüketmek değil, teknoloji ile yaşamak ve entegre etmek.

Ayrıca ismini bilmediğim bu “yakalama oyunu”. Genelde otogar gibi yerlerde bulunan, içinde bulunan hediyeyi bence yakalamanın imkansız olduğu bu oyunlar için kurulmuş olan dev mağazalar. Aklınıza gelebilecek her türlü oyun. Oynayanlar ve bolca da kazanan mevcut.
Tekrar otelimize dönelim. Çoğumuzun sevmediği bir detaydır ışıkların sadece duvardan kapanıyor olması. Çoğu lüks otelde bile tam yatağınıza uzandığınızda ışığı kapatmak için tekrar kalkarsınız veya aynısını klima için de konuşabili söyleyebiliriz. Bütün otellerde banyodan giriş kısmına, odanın tüm ışıklarını duvardan kontrol etmenin yanında başucunuza basit bir mekanizma ile düğmeleri getirmişler. Ayrıca USB girişleri ve bilgisayarınızı doğrudan HDMI ile bağladığınızda bilgisayarınızı TV’ye aktarma imkanınız bulunuyor. Çok mu teknolojik? Kesinlikle değil ama teknolojinin entegrasyonu…

Duş aldınız, doğal olarak banyo aynanız buhar oldu. Basit bir düzen ile banyo aynanızın ısıtmalı olması. Çok mu teknoloji?

Mağazalarda kasiyersiz ödeme oldukça yaygın ve kullanılıyor. Bunu sunmak bir tarafta var ama halkın da bu sistemleri kullanma kabiliyetini de unutmamak gerekiyor.

Yine mağazadayız. Önce tshirtünü seçiyorsun. Desensiz düz bir renkte tshirt seçiyorsun ve ödemeni yapıyorsun. Ardından tabletin başına geçip tıpkı dijital bir tasarım programı kullanır gibi (mesela Canva’da tasarım yapar gibi) kendi seçtiğin yazı stili, emojiler veya desenler ile tshirt tasarımını tamamlıyorsun. Hazır olduğunda baskıya gönder diyorsun ve kasadan tshirtünü 2 dk içinde alıyorsun. Çok mu teknolojik?


Youtuberların, influencerların etrafımızda olduğu bu dönemlerde canlı yayın ışığı ama bu sefer uzun yayınlar için kendinden fanlı… Ben -belki ilgimi de çekmediğinden- önceden görmemiştim.

Ödeme yapacaksınız, bütün marketlerde, mağaza ve restoranlarda ve hatta taksilerde bile akıllı kasalar mevcut. Ücret belli, ödeme yapacaksınız parayı kasiyere ve/veya ilgili kişiye veriyorsunuz, kişi kasaya parayı veriyor, kasa otomatik sayıyor ve varsa para üstünü çıkarıyor. Kasiyerin görevi parayı sizden alıp, kasanın verdiği parayı da size vermek. Bu sayede sahte para, hesap hatası gibi problemlerin de üstesinden gelinmiş oluyor. Çok mu teknolojik?

Ve teknoloji mağazaları… 8-10 katlı ne ararsanız bulabileceğiniz teknoloji mağazaları. İnsanın başının döndüğü, metrekareye 3-5 farklı ürünün sığdığını düşündüğüm mağazalar…

Bonus: Bazı AVM’lerde fotoğraf kabinleri olur. 1-2 tane görürsek ne ala. Sık sık bu tür kabinlerden gördüm, içeriye 2-3 kişi giriyorsunuz ve hazır şablonlarda profesyonel ışıkla fotoğraf çekiniyorsunuz, ardından çıktınızı alıyorsunuz. Ama bu bizdeki sistemlerin biraz daha profesyonel ışıklar ve sistem olarak da biraz daha gelişmiş versiyonu. Bunun yakın arkadaşların mutlaka yapıyor olması ise kültürel bir etkinlik. Mutlaka en sevdikleri “best-friend”ler gelip bu fotoğrafı çekerek paylaşırlarmış.

Sokaklarında sürekli son model dev dijital ekranlı arabaları görmediğim bir ülke idi Japonya… Veya herkesin elinde avucundan büyük telefonlara rastlamadığım bir ülke. Ama kullanılan hangi teknoloji ise onu hayatın her köşesine entegre etmiş bir ülke. Bu sadece sokakta ve yararlandığım havaalanı metro gibi kamu hizmetlerinde gördüklerimdi. Eminim benim gördüklerim minicik bir parçasıdır. Burada devletin hizmet sunması, toplumun da bu hizmetin hakkını vermesi gibi döngüsel bir değişimden bahsetmek de mümkün…
İşin özü; “Teknoloji, toplum için”…

